17/3/2008 - Tırnak Yeme Alışkanlığı |
Tırnak Yeme Alışkanlığı

Çocuk tırnak yeme alışkanlığına çoğunlukla 3-4 yaslarından önce başlamaz. (Çok ender olarak daha erken bir dönemde de görülebilir). Çocukların %33’ünde tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer. Ergenlik çağında tırnak yiyen çocukların sayısı %40-45'e yükselir. Yani ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı tırnak yeme davranışı gösterir. Bunun nedeni olarak gençlerin çevreden onay görmemeleri olarak değerlendirilir. Ayrıca tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanmaktadır. Bunun içinde tırnak yemenin bir taklit olduğu ve büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir. Ergenlik çağında sosyal onay görenlerin çoğu bu alışkanlığı terketmektedir.
Tırnak Yeme Davranışlarının Nedenleri Tırnak yeme davranışından çok bu davranışa neden olan olayları saptamak gerekir. Bu davranışın altında yatan sebepler parmak emmede olduğu gibi çoğunlukla psikolojik rahatsızlıklardır. Alışkanlık daha çok baskı altına alınmış heyecanların ilgilendiği durumlarla olup, çocuk bunun arzu edilmeyen bir davranış ve alışkanlık olduğunu anlayınca kökleşmekte olduğu görülmektedir. Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Aile içinde otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik baslıca nedenlerdir. Anne babanın yaşantısı da önemli bir etkendir. Anne-baba geçimsizlikleri, anne babanın sık sık kavga etmesi, ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yeme gibi davranışlara neden olur. Bunun yani sıra anne babanın aşırı kaygılı olması, çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması ayrıca anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması çocuklar arasında kıskançlığa yol açar. Bu da dolaylı şekilde kendini tırnak yeme olarak gösterir. Tırnak yeme daha önce belirttiğimiz gibi taklit yoluyla da edinilebilen bir davranıştır. Ailede herhangi bir bireyin tırnak yeme davranışı göstermesi doğal olarak çocuğun ilgisini çekecektir. Ayrıca tırnak yeme davranışı olaylara bağlı olarak gelişebilmektedir. Çocuğu tedirgin eden herhangi bir olay veya çevrede onun için hoşnutsuzluk yaratacak herhangi bir durum bu davranışı göstermesine yol açar.
Tedavi Ve Alınabilecek Önlemler En etkili yöntem 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne-baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Daha sonra bu alışkanlık devam ederse; Çocuğun gerginlik ve uyumsuzluk nedenleri iyice araştırılmalı ve bunlar saptanarak çözüm getirilmelidir. Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin uygulanması yararlı olmamaktadır. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin çıkmasına neden olabilir. Çocukları korku kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir. Küçük çocukların kaygı, korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, kavgalı olaylarda bulunmaları çocuğu heyecanlandıracağı için sakıncalıdır. Tırnak yiyen çocuklara geceleri yatarken eski hafif eldivenleri giydirmek. Çocuk gece tırnaklarını yemek veya ısırmak istediğinde hatırlatıcı olması bakımından yararlı olabilir. Parmak ve tırnağa acı fakat zararsız bir sıvı sürülebilir. Bu hem hatırlatıcı ve hem de tırnağını ağzına götürdüğü zaman acı ile birleştiğinde bu alışkanlığı terk etmeye yardımcı olabilir. Çocukların ilgisi başka yöne çekilebilir. Sinema, televizyon izlerken veya radyo dinlerken onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek tırnak yemenin ve ısırmanın yerine gelecek bir etkinlik olabilir. Çocukları ara sıra başarılarından dolayı ödüllendirme bazı durumlarda yarar sağlayabilir. Ancak bunun kısıtlı ve uygun şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu kullanabilir. Çocuğun kendi tırnak bakımıyla uğraşması da yararlı olabilir. Bunun içinde çocuğa manikür ve pedikür malzemeleri alınabilir. Son söz ve bir önlem olarak tırnak yemenin ve ısırmanın çok kötü bir alışkanlık olmadığı ve bunu isteyenlerin kolaylıkla terk edebilecekleri çocuklara anlatılmalıdır. Çocuk buna inandırıldığı zaman bu alışkanlıktan vazgeçmek için çaba gösterecektir. Çünkü dış etkenler çocuğun bu alışkanlıktan vazgeçmesine fazla etkili olmamakla bazı hallerde alışkanlığın kökleşmesine ve başkalarını kızdırmak ve huzursuz etmek için bir araç olarak kullanılmasına neden olmaktadır. |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
17/3/2008 - anne karnında iletişim |
İletişim Anne Karnında Başlar
Anne adaylarının hamileliğin 13. haftasından itibaren bebekleriyle konuşması olumlu etki yaratıyor. Bir bebek için iletişim, onun beslenmesi kadar önemli. Sevildiğini ve önemsendiğini hisseden bebekler, ileride yaşamla ve kendileriyle barışık bireyler olarak hayata atılıyor. Anne-baba ve bebek iletişimiyle ilgili bilgi veren Pedagog Dr. Melda Alantar, 'ortak bağ'ın sarılma, doyurma, sevgi gibi, çocukla ana-baba arasındaki duyumsal paylaşıma dayalı bir ilişki olduğunu belirtiyor.
Kalp atışına tepki verirBebeklerin büyüme ve güven duymaları için gerekli olan bu bağ, doğumdan önce oluşuyor. Bebek, ilk olarak annenin kalp atışlarına ve sesine tepki veriyor. Doğum öncesi ortak bağın güçlenmesi için annelere, hamileliğin 13. haftasından başlayarak karınlarını hafifçe aşağıdan bel bölgesine doğru okşamalarını söyleyen Alantar, "Bunu yaparken de bebekle konuşun" diyor.
Ona müzik dinletin Araştırmaların bebeklerin klasik müziğe duyarlı olduğunu gösterdiğini ifade eden Alantar, "Bebekle anne-baba arasındaki iletişimin güçlenmesi için eşinizle birlikte bebek için kaset doldurun. Sevgi dolu yumuşak sesle ona ismini söyleyin, 'Adın Ali, ben senin annenim, seni sabırsızlıkla bekliyorum'. 'Ece, ben senin babanım, seni çok seviyorum'. Hikaye anlatıp, şarkı söyleyin. Hamileliğin 20. haftasından itibaren her gün 3-5 dakika kulaklıkları bikini çizgisine yerleştirip, tonu 3'e ayarlayın. Bebeğin en hareketli olduğu 20.00-24.00 saatlerini yeğleyin" diye konuşuyor.
Olumlu mesaj verin Ana-babanIn düşlerini süsleyen 'ideal bebek' ile eve gelen bebeğin farklı olabileceğini söyleyen Alantar, ebeveynlere "Farkı kabullenin. Cinsiyetini olumlu karşılayın. Bebeklerin 'Sen buraya aitsin', 'Senin gereksinimlerin bizim için çok önemli', 'Seni seviyoruz ve sana isteyerek bakıyoruz' mesajlarını duymaya gereksinimleri vardır. Bu olumlu mesajları gün içinde kendi kendinize tekrarlayın. Bebeğin bakımı sırasında ona söylemeyi unutmayın" tavsiyelerinde bulunuyor.
Alçak sesle konuşun Onunla oynayın, alçak sesle konuşun. Babalar bebekleri çıplak olarak göğüslerine yatırabilir, sallanan koltukta onlara hikaye okuyabilirler.
- Uyku düzeni oluşturun. Doğum öncesi kullandığınız müziği, masalı, ninniyi dinletin. - 'Güven oyuncağı' belirleyin. Yumuşak, hafif bir oyuncağı örneğin siyah-beyaz panda, sürekli yanında bulundurun. - Uyumadan önce ellerini tutarak kendini rahatlatmasına izin verin. Ona iyi geceler dileyin, örneğin 'tatlı uykular' gibi. - Eve gelen ziyaretçilerin bebeğin günlük düzenini bozmalarına kesinlikle izin vermeyin.
__________________
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
17/3/2008 - Bebeklere bal yedirmeyin |
Bebeklere bal yedirmeyin

Sağlık Bakanlığı, annelere, bebek beslenmesiyle ilgili birkaç püf noktası verdi. Bir yaşından küçük bebeklere bal yedirilmemesi konusunda uyardı. Sağlık Bakanlığı, alerjin maddeleri içermesi nedeniyle bir yaşından küçük bebeklere bal yedirilmemesini önerdi. Sağlık Bakanlığı, annelere, bebek beslenmesiyle ilgili birkaç püf nokta verdi.
Bal yerine pekmez "Alerjin maddeleri içermesi nedeniyle bir yaşından küçük bebeklere bal verilmemelidir. Bunun yerine besleyici değeri çok daha fazla ve demirden zengin olan pekmezin tüketilmesi daha sağlıklıdır" diyen Bakanlık, böbrekleri henüz gelişmediğinden ve böbrek solid yükünü artırdığı için bir yaşına gelene kadar bebeklere tuz ve tuzlu gıdaların da verilmemesi gerektiğini bildirdi.
Bakanlık, "Şeker de boş kalori kaynağı olup, gelişmeye katkısı bulunmadığı ve yeme isteğini azalttığı için bebekler için uygun besinlerden değildir" açıklaması yaptı.
Anne sütünden vazgeçmeyin! Bebeklere ilk altı ayda sadece anne sütü verilmesini öneren Bakanlık, altı ayın sonunda uygun pişirme yöntemi kullanılarak hazırlanan balık ve yumurta verilebileceğini kaydetti. 
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
17/3/2008 - çocuğun aile ile olan ilişkileri |
ÇOCUĞUN AİLE İLE OLAN İLİŞKİLERİ
Anne baba çocuk ilişkilerini,içinde yaşanan toplumun etkisi belirler.Türk ailesi ve sistemine bakıldığında genelde otoriter,kısıtlayıcı,aşırı koruyucu ve kontrol edici yapının öne çıktığı görülür.Çocukların saygılı,baş eğici,pasif,uysal kişilik yapısıyla biçimlendiği kurallarla uygun davranışlar ödüllendirilirken, aktif, sorgulayıcı, atılgan davranışların cezalandırıldığı görülmektedir.Başka bir deyişle toplumuzda çoğunlukla pasif ve söz dinleyen çocuklar anne-babayla olumlu ilişkiler içine girmekte,kendi görüşlerini ifade edebilen ektif ve girişken çocuklar ise çatışma kaynağı olmaktadır.Bu zamanla öylesi bir hale dönüşür ki çocuk-aile ilişkisi kazanma kaybetme gibi bir güç gösterisine dönüşür.Böylece bazen ebeveynler baskın çıkarak çocuk kaybeder yada çocuk baskın çıkarak anne babasına kaybettirir.Bu yöntemlerin her ikisi de son derece sağlıksız sonuçlar doğurur.En güzel ve sağlıklı çözüm ,içinde kaybeden tarafın olmadığı bir yöntem üretebilmektir.İhtiyaçlar karşılıklı dile getirilmeli ve sorun iki tarafın kabul edebileceği şekilde çözümlenmelidir.Burada önemli olan tarafların kendi ihtiyaç ve haklarını gözetmesi kadar,karşındakinin ihtiyaç ve haklarına da saygı göstermesidir.Yeni bir uzlaşı noktasında birleşmektedir.
Anne babalar çocuk eğitirken genelde üç grupta toplanabilecek davranışlar sergilerler.Bunlardan ilki "Denetleyici Yaklaşım"dır .Burada anne-baba davranışlarının ortak yönü çocuğun tutum ve davranışını değiştirme yaklaşımıdır.Bunu yaparken de tehdit ve şiddet kullandıkları gibi sevgiyi esirgeme,küsme ya da aşağılama gibi tepkiler gösterirler.Bu aşamada çocuk,hangi davranışın hangi tepkiyi alacağı konusunda bir fikre sahip değildir.Çocuk korku temelinde büyüdüğü için korkutulmuş sindirilmiş yada isyankar bir birey olur.Bazaen her ikisi bir arada bulunabilir.
Diğer bir yaklaşım tarzı "Destekleyici Yaklaşım"dır.Burada çocuğa yakın ilgi gösterilir(hatta sözle ve ya dokunarak belirtilir),onunla ortak faaliyetlerde bulunulur ve en önemlisi çocuğun benliği onaylanır.Böylece çocukta sağlıklı bir psiko sosyal gelişim yaşanır ve ebeveynlerin beklentilerine daha olumlu cevap verir.Çünkü çocuk ailesi tarafından olduğu gibi kabullenip,sevilmiş ve desteklenmiştir.
Üçüncü yaklaşım ise "Pasif Yaklaşım"dır ki burada aile çocuğun etkinlikleri karşısında son derece ilgisiz ve kayıtsızdır.Böylesi ailede yetişen çocukların öğretmen ve arkadaşlarına karşı olumsuz davranışlar sergiledikleği ve eşyalara zarar verdiği gözlemlenmiştir.ailelerin aklında bulundurması gereken en önemli unsur,çocuk bireysel özellikleri ve kapasitesine göre beklenti düzeyi geliştirmektedir.
Çocuk eğitiminde aile öyle bir yerde durmalıdır ki çocuk her an anne -babanın yanında olduğunu bilerek destek bulsun,hem de onları hiç görmeyerek özgür hissetsin. |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Hakkımda
<%De******ion%>
Kategoriler
Arkadaşlarım
• barem
|